622 – 2014

hicret 2014

Hz. İbrahim’in, “Doğrusu ben Rabbimin emrettiği yere hicret ediyorum.” (Ankebut, 26)

diyerek hicret ettiğini biliyoruz.

Hz. Musa’ya da hicretin emredildiğini görüyoruz:

“Doğrusu Biz, (Firavun’un imana yanaşmaması üzerine) Musa’ya ‘Kullarımla birlikte geceleyin yola koyul, onları denizin ortasında kuru bir yola vur. Arkanızdan yetişirler diye endişe etme. Hepsinden öte (Allah’tan başka kimseden) korkma!’ diye vahyetmiştik.” (Taha, 77)

Hz. Lût’a da şöyle denilmişti:

“Sen gecenin bir vaktinde aile fertlerini yola çıkar, sen de onların peşinden git. Sizden hiç kimsenin gözü arkada kalmasın. Emredildiğiniz yere doğru ilerleyin.” (Hicr, 65)

Medyen halkı da peygamberlerini, memleketten çıkartmakla tehdit etmişti:

“Kavminin büyüklük taslayan seçkinleri ‘Ey Şuayb, ya seni ve beraberindeki müminleri yurdumuzdan sürüp çıkartırız, ya da bizim inanç sistemimize geri dönersin’ dediler.” (A’râf, 88)

Diğer peygamberlerin de karşılaştığı benzer hadiseleri yine Kur’an-ı Kerim’de sıkça okumaktayız.

Mekke’den Medine’ye hicret Sevgili Peygamberimiz İslamiyet’i tebliğ etmeye Mekke’de başlamıştı.

Muhammedü’l-Emin’in çağrısını duyanlar ona inanıyor ve onun etrafında toplanıyor; böylelikle Müslümanların sayısı günden güne artıyor ve Allah’ın dini gönüllerde taht kuruyordu.

Ancak Mekke’de kendi saltanatlarının sarsıldığını kavrayan müşrikler bundan endişe duyuyor ve toplum üzerindeki etkinliklerini yitirmekten korkuyorlardı.

Bu sebeple hem Hz. Peygamber’e ve hem de ona inananlara amansız düşman kesilmişlerdi.

Güçlü oldukları için Müslümanlara her kötülüğü yapıyor, akıl almaz işkencelerde bulunuyor ve onları İslam’dan vazgeçirmeye çalışıyorlardı.

Müslümanların maruz kaldıkları sıkıntılar dayanılmaz hale gelince Peygamber Efendimiz İslam güneşine başka ufuklar aramak zorunda kalmıştı.

O gün Mekke halkı, kendilerine tebliğ olunan hakikatlere tahammül edebilseydi, o kutlu elçi çok sevdiği Mekke’yi terk etmeyecekti.

Nitekim onun, hicret ederken Hazvere mevkiinde Mekke’ye dönerek

“Sen, Allah katında beldelerin en sevimlisisin. Çıkarılmamış olsaydım senden ayrılmazdım, senden başka bir yeri yurt tutmaz, yuva kurmazdım!”

diyerek hüzünlenmesi oraya duyduğu özlemi göstermektedir. (Tirmizî, Menâkıp, 69)

Ve sonra, sadece Kamerî Takvimi değil, insanlık tarihini yeniden başlatan kutlu hicret başladı.

Çölün her tarafını kasıp kavuran alev dalgaları altında yedi gün yedi gece yapılan o çetin yolculuk:

Yiyeceksiz, susuz, gölgeliksiz şekilde dağlardan, vadilerden aşılarak İslam nurunun tamamlanabilmesi için yapılan o ölüm kalım yolculuğu.

Sevgili Peygamberimiz miladi 622 yılında Mekke’den Medine’ye göç ederken, Yüce Allah’ın kendisine yüklediği tebliğ görevini yerine getirmeye çalışıyordu.

Daha rahat yaşamak, daha fazla dünyalık elde etmek değildi onun amacı. Eğer öyle olsaydı, Mekkelilerin onu davasından vazgeçirmek için yaptıkları tüm teklifleri reddetmezdi.

“Güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler, temsil ettiğim davadan asla vazgeçmem.”

diyerek kararlılığını göstermiş ve diğer peygamberler için de vaki olduğu gibi, tebliğ yolunun hicretten geçtiğini görmüştü.

Allah’ın Rasulü kendi davasında emin olduğu gibi, onu tanıyan herkes de onun Muhammedü’l-Emin olduğunda ittifak ediyordu.

Ona her türlü iftirayı atmaktan çekinmeyen düşmanları bile onun “Emin” vasfına dil uzatamamışlardır.

Medine’ye doğru yola koyulduğu o tehlikeli anlarda bile yanındaki emanetlerin yerlerine ulaşması için gereken tedbiri almayı ihmal etmemesi, onun hicretini daha da anlamlı kılıyordu.

 

Share