ne yaparsan yap

İnsanlardaki sıfatlar…

Yüce Rabbimiz insanları dört sıfatla yaratmıştır:

1- Hayvanlara mahsus sıfatlar: Yemek, içmek, uyumak, nefsanî arzularını tatmin etmek gibi…
2- Yırtıcı hayvanlara ait sıfatlar: Saldırmak, parçalamak, üstünlük sağlamak ve galip gelmek arzusu gibi…

Bu iki sıfat dünya hayatında mevcuttur. İnsan ölünce bu her iki sıfat da insanda yok olur. Artık ne yemek içmek arzusu ve ne de saldırma, galip gelme isteği kalır!..
Ölen bir insanda hareket etme kabiliyeti kalmaz.

Hasan-ı Basrî hazretleri bir kabristandan geçerken bakar ki, küçük bir kızcağız bir kabrin başında oturmuş ağlayarak şöyle diyor:
“Babacığım! her gece senin yatağını ben açardım, bu gece kim açtı? Her akşam senin yemeğini ben hazırlardım, bu gece sofranı kim hazırladı?..”
Bunları hem tekrar ediyor, hem de ağlıyordu… Hasan-ı Basrî “rahmetullahi aleyh” ona şöyle seslendi:
“Yavrum! Bu soruları sormanın artık zamanı geçti. Babanın yatağı topraktır. Yemesi, içmesi de bitmiştir. Babana soru soracaksan, şunları sor; (İmanla kabre girebildin mi baba!)
Hadîs-i şerifte buyuruluyor ki: (Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçedir veya cehennem çukurlarından bir çukurdur.) Senin kabrin bunlardan hangisidir?
Münker ve Nekir meleklerinin sorularına doğru cevap verebildin mi?
Melekler, kötü insanların yüzünü kıbleden çevirirlermiş. Senin yüzün bıraktığımız gibi hâlâ kıbleye doğru mudur? Bunlar sorulur yavrum!”
3- Meleklerin sıfatları:
İman etmek, güzel ahlâk sahibi olmak, cömertlik, şefkât ve merhametli olmak gibi…
4- Şeytânların sıfatları:
Küfür, kötü huy, yalan, cimrilik, katı kalpli olmak gibi…
Son iki sıfat kalıcıdır. Ölümle son bulmazlar. Kabirde de, ahirette de insanla beraberdir. Ya sahibini nimete kavuşturur veya azab çektirirler…
Bu iki sıfat birbirine zıt güçlerdir, sürekli savaşırlar. Savaş meydanı ise insanların kalbidir. Bu muharebeyi hepimiz az veya çok hissederiz, şöyle ki: Bir fakirle karşılaştığımız zaman melekî sıfatlar bize, ona yardım etmemizi tavsiye ederler, elimizi cebimize sokarız, belli bir miktar para vermeyi düşünürüz. Hemen şeytâni sıfatlar devreye girer ve der ki: “Yardım etme! Niçin yardım edecekmişsin ki; gitsin, çalışsın, kazansın…” Bunun üzerine elimizi cebimizden çekmeye başlarız. Yine melekî sıfatlar müdahale eder: “Çalışabilseydi, çalışırdı, iş bulamadığı için bu hale düşmüş. Ona vereceğin para senin parandır. Cebindeki veya kasandaki para senin olmayabilir…”
Yine elimizi cebimize daldırırız…
Pusuda bekleyen şeytâni sıfatlar ara vermeden işe karışır: “Vereceksen de çok az ver! El âlemi sen mi doyuracaksın! Yarın sen de onun durumuna düşersen sana kim yardım edecektir?!.” diye bizi böyle hayırlı işlerden uzaklaştırmaya çalışır…

Savaşan bu iki kuvvetten hangisini tercih etmeye aklımız karar verecektir. Akl-ı selîm sahibi insan, melekî sıfatların tarafını tutar. Akl-ı selîm sahibi olmayan da şeytâni sıfatlara tâbi olur. Kazanacağı büyük sevaptan da mahrum kalır.
Cebinde bıraktığı para da belki en sevmediği birine kalır. Hesabını da kendisine sorarlar…
Hadîs-i şerîfte buyruldu ki: (Ne kadar yaşarsan yaşa, bir gün öleceksin! Kimi seversen sev, bir gün ayrılacaksın! Ne yaparsan yap (ister iyi, ister kötü) karşılığını göreceksin!..)
Her insan, bundan sonraki ömründe zaman zaman nefis muhasebesi yapmalı, iki cihânda saâdetine sebep olabilecek şeyleri yapmaya gayret sarf etmeyi unutmamalıdır.

Share